Otobüsteki Kız

Otobüsün üzerimde garip bir etkisi olduğuna inanırım. Camdan dışarı bakarken dışarıdaki dünyada neler olduğunu merak etmemden çok, yansımlardan bakarım otobüstekilere. Tabii direkt baktığım zamanlar da olur. Ruh halime bağlı bu durum. Yine böyle bir gündü…

Gözlerimi direkt kızın üzerine dikmemiştim. Ancak büyük bir iştahla sümüğünü yemesi midemi bulandırsa da merakım da kabarmıştı doğrusu, ve o yolculukta bireylere karşı daha duyarlı olmuştum sanki. Hepsinin aurasına dokunup usulca zihinlerini okuyordum. Bu arada sümüğünü yiyen kız yemeyi bırakmıştı. Durmasına nelerin sebep olduğunu söyleyip midemi bulandırmayacağım -Ağzımdan dökülmediği takdirde beynimdekiler mide bulandırıcı olmuyor-.

İstemsizce kızı izlemeye başladım. Tamam kabul, tekrar sümüğünü yiyecek mi diye bakıyordum. Ancak daha güzel şeylere tanık oldum.

Kızın tam önünde bir erkek duruyordu muhtemelen ikisi de aynı yaştaydı. kız, erkeği süzmeye başladı. Erkek muhtemelen bunu fark etmedi ancak hafif gerildi -arada size de olur: biri sizi izliyordur sanki. Bundan dolayı olduğunu düşünüyorum-.

Sanki, kız daha bir güzel oldu. Saçını düzeltişi, telefona bakarken gülüşü, elini yanağına koyup camdan dışarıyı seyredişi güzelleşti. Saçları daha parlak sarı, yanakları daha bir al oldu. 15 dakika önce sümüğünü yiyen kız damarlarında akan kanın farkına vardı. Oturuşunu değiştirdi. Daha güzel gözükmek için daha çok gerildi ve yapay davrandı -bunu o erkek elbette fark etmedi. Bu sadece benim fark edebileceğim şekilde gerçekleşti. Çünkü erkek onu çok güzel bir kız olarak görüyordu-.

Kızın yanındaki koltuk boşaldı. Kız için heyecanlı bekleyiş başladı. Acaba yanına oturacak mıydı? Kızın hızlanan kalp atışlarını duyabiliyordum. Elbette erkek, çok güzel bulduğu kadının yanına oturamadı ama gözünün önünde olmaktan da vazgeçemiyordu. Olayın akışına ve oyunculara müdahale etme istemişsinizdir kesin. Bende de öyle bir istek uyandı. Erkeğe gidip “Rica ediyorum lütfen şuraya oturun. Merak ediyorum arkadaşım. Otur bir. Bakayım ne olacak?” diyesim geldi. Ne kız sakin olabildi, ne erkek koltuğa oturabildi ne de ben bunları söyleyebildim.

Sonrasında erkek indi otobüsten. Ancak bir kez değdi kızın kalbine. Düşündüm ki, 4 cemre var. Bilirsiniz cemreyi. Havaya, suya, toprağa düştüğü söylenen ateş topu. Bugün ben 4. cemreyi gördüm. 4. cemre kalbe düşüyor. Bir kez yanınca o kalp, işte o zaman başlıyor hayat. Elbette kız ona aşık olmadı. Ancak gönlüne düşen cemre ile yakındır olması. Kalbin yanınca başladığını söyledim daha demin. Elbette bunu da gerekçelendirebilirim. Aynı kız, erkek inince başka bir erkeği daha süzdü. Ama yok ilk seferki gibi değildi bu. Yanan kalbi yüzündendi sadece.

Erkek inince kıza ne oldu derseniz anlatayım. Hala güzel bakıyordu hayata. Onu ilk gördüğüm halinden çok daha güzeldi.

“Peki sen nesin/kimsin?” derseniz onu da açıklayayım. Ben hem dışarıdan bir izleyiciyim hem de o cemrenin ta kendisi. Ben aşkı seven ve onu sevene sahip çıkan biriyim. Zamanı geldiğinde kendi cemresi ile tutuşan biriyim. Ben o kızın titreyen gözbebekleri, verirken zorlandığı nefesiyim. Ben o erkeğin heyecandan nereye tutunacağını şaşırmasıyım. Ben aşkım. Ve aşığım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir